Her insan şahsına münhasırdır, bu doğru ancak bazı çıkarımlamalar yapacaksak neşterimizle bazı kısımları kesmek durumundayız. Ben, bugün, insanları ilk yarı “eylem kişileri”, ikinci yarı “çene kişileri” tam ortadan ikiye ayırmayı planlıyorum.
Öncelikle, izin verirseniz, çuvaldızı kendime batırmak istiyorum. Mademki sen “eylem kişisi”sin ne bok yemeye “çene kişisi” gibi birşeyler anlatmaya çalışıyorsun? Cevabım şu şekilde “eğer yazıp bu enerjiyi atmazsam çevremdekilere saldırmaya başlayacağım, biraz rahatlama iyi gelir.”
Gelelim diğerlerine. Çene kişileri oldukça ironik insanlardır. Tüm günleri yakınma ile geçer. Ama yakındıkları mevzu hakkında parmaklarını dahi kıpırdatmazlar. Konu hakkında konuşmaktan, eyleme odaklanamazlar. Size kendi düşüncelerinin ne kadar doğru olduğunu türlü bin türlü örneklerle anlatmaya çalışır ama o düşüncelerin hiçbir izini hayatlarında göremezsiniz.
Somut bir örnek vereyim. Platon ile Atatürk arasındaki 9 farkı sayın. Tamam 9 değil, 1 tane saysanız da olur. Evet! Cevabınız doğru. Birisi ütopik devlet üzerine düşünmüş taşınmış ve yazmıştır. Diğeri ise bir devlet kurmuştur. Hangisi “çene kişisi” hangisi “eylem kişisi” tahmin edin bakalım.
Yeri gelmişken filozoflara da sataşmadan duramayacağım. Sizlere de bu insanlarda bir yanlışlık varmış gibi gelmiyor mu? “Eylem”i kendi içinde barındıramayan her filozofu hayattaki beceriksizliğinden dolayı tebrik ediyorum.
Eğer kendinizi birşeyler konuşmak zorunda hissediyorsanız, yakınmadan ziyade nasıl düzeltebiliriz üzerine konuşun ki bir anlamı olsun. Hazır konuşmuşken, boşa gitmemesi için çözümümü sunayım:
Kapa Çeneni ve Yap!
Ne demişler?